İlk Kadın Savcı Kimdir? Bir Kahve Molası Hikâyesi
Bugün Dilegno sayfasında “İlk kadın savcı kimdir” üzerine hazırladığımız içeriği sizlerle buluşturuyoruz.
İzmir’de bir cumartesi sabahı, kahvemi alıp balkona çıktım. Güneş yeni uyanmış, martılar bir yandan bağırıyor, bir yandan simit peşindeydi. İçimdeki o espri manyağı tarafım, hemen kendini göstermeye başladı: “Acaba ilk kadın savcı kimmiş, kahve molası sırasında öğrenir miyim?” Dedim ya, arkadaş ortamında sürekli espri yaparım, ama işin içine tarih girince, o içsel ciddi modum da hemen devreye giriyor. Yani hem gülmek, hem düşünmek aynı anda… Bazen bu ikili hâl, beni yolda yürürken bile tuhaf bakışlara maruz bırakıyor.
Bir Tarih Dersi Olmadan Önce Kahve
Kahvemi yudumlarken düşündüm: “İlk kadın savcı kimdir, acaba?” Tabii ki bunun cevabını Google’a bakmadan önce kendi kafamda kurgulamak istedim. İşte hayal gücü devreye girdi. Kendime dedim ki: “25 yaşındasın, İzmir’de yaşıyorsun, espriyi severken tarihçi moduna giriyorsun. Hadi bakalım, hem gülecek hem öğreneceksin.”
O sırada iç sesim pat diye ortaya çıktı:
— Yani gerçekten ilk kadın savcıyı merak mı ediyorsun, yoksa yine arkadaşlarına ‘Ben bilirim’ modunu mu açacaksın?
— (Gülerek) Tabii ki ikisi bir arada!
Bu ikili hâl çok önemli, çünkü hayat boyu her şeyi hem ciddiye alıp hem de eğlenceli hâle getirme yeteneği insanı bazen deli gibi gösterebilir. Ama ben buna alıştım, martılar bile artık tanıyor beni.
İlk Kadın Savcı Kimdir ve Tarih Sahnesi
Neyse, ciddi moduma geçiyorum (ama birazdan tekrar espri patlayacak, garantili). Türkiye’de ilk kadın savcı, 1934 yılında Adalet Bakanlığı’nın kapısını çalan bir kadın: Süreyya Ağaoğlu. Evet, kulağa biraz resmi geliyor, ama olayın arka planı tam bir mini drama.
Süreyya Hanım, o dönemlerde hem toplumun kadına bakış açısıyla hem de yasal sistemin erkek egemen yapısıyla mücadele etmek zorundaydı. Düşünsenize, bir sabah kalkıp diyor ki: “Bugün ben savcı olacağım.” Ve gerçekten de oluyor. O anı kafamda şöyle canlandırıyorum:
— Müdür bey, ben savcı olmak istiyorum.
— Pardon, bayan, bu meslek biraz… işte… zor.
— (Gülerek) Zor olmasına bakmayın, kahvemi içmeden hiçbir şeyi başaramam zaten.
İşte Süreyya Hanım’ın hikâyesi tam olarak böyle bir cesaret ve zekâ kombinasyonu. Hem ciddi hem komik, hem düşündürücü hem de ilham verici.
Günlük Hayatla Bağlantı Kurmak
Şimdi İzmir sokaklarına dönüyorum ve kafamdan şu senaryoyu geçiriyorum: Kahvede oturmuşsunuz, yan masada biri “İlk kadın savcı kimdir?” diye soruyor. Siz de o sırada aklınızdan espri patlatıyorsunuz:
— Hah, Süreyya Hanım, kahvesiz savcı olmaz!
Arkadaşlarınız gülüyor, ama siz aslında ciddi bir mesaj veriyorsunuz: Kadınlar, tarih boyunca tüm zorluklara rağmen öncü olabilirler. İşte günlük hayatla tarih arasındaki o ince çizgi bu şekilde kuruluyor.
İkili Hâlin Avantajları
Benim gibi biri için bu ikili hâl hayat kurtarıcı. Arkadaşlarla sohbet ederken bir yandan espri yapıp, diğer yandan ciddi şeyler düşünebiliyorsunuz. Mesela:
— Biliyor musun, Süreyya Hanım aslında sadece savcı değil, aynı zamanda bir yol gösterici.
— Ha? Yani bir nevi mentor gibi?
— Evet, ama hayal et, bir mentor, o zamanlar kahve dükkanlarında değil, mahkemede kahve molası bile veremezken yol gösteriyor.
İşte burada hem kahkaha atıyorsunuz hem de tarihi bilgi öğreniyorsunuz. İnsan, hem eğlenceli hem ciddi olmayı başarıp arkadaşlarını da şaşırtınca, hayat bir tık daha renkli oluyor.
Kendi Kendine Düşünme Modu
Bazen yalnız kalıp kendimle konuşurken bu ikili hâl devreye giriyor. Kendi kendime diyorum ki: “25 yaşındasın, İzmir’de yaşıyorsun, espri yapıyorsun ama tarih öğreniyorsun. Bir yandan da kendinle dalga geçiyorsun. Bu biraz garip, ama çok da eğlenceli.”
Ve sonra birden aklıma geliyor: Süreyya Hanım da muhtemelen benzer şeyleri düşünüyordu. Yani hem toplumla, hem meslekle, hem kendi iç dünyasıyla mücadele eden biri. Belki de onun başarısının sırrı tam olarak bu ikili hâldi: ciddi ama esprili, kararlı ama içten, düşündüren ama gülümseten.
Özetle İlk Kadın Savcı
İlk kadın savcı kimdir? Cevap net: Süreyya Ağaoğlu. Ama bu bilgi sadece bir başlangıç. Önemli olan, onun hikâyesinden ilham almak ve kendi hayatımıza uyarlamak. İzmir’de bir kafede kahvemi yudumlarken, aklıma geldi: Herkesin içindeki o ciddi ve esprili tarafı kullanması lazım. Hem kendimizle hem de çevremizle barışık olabilmek için.
Ve tabii ki unutmayın, bazen tarih dersleri kahve eşliğinde çok daha eğlenceli hale gelir. Hatta belki bir gün, siz de arkadaşlarınıza:
— İlk kadın savcı kimdi, biliyor musunuz?
— Tabii ki Süreyya Ağaoğlu!
diye anlatırken kahkahalar eşliğinde anlatırsınız. Hem gülersiniz hem de öğrenirsiniz. İşte hayat böyle küçük detaylarla hem eğlenceli hem de anlamlı olur.
—
İstersen, ben bir sonraki yazıda bu hikâyeyi İzmir’in farklı semtlerindeki günlük yaşamla daha da bağlayıp, kısa diyaloglarla tempoyu artırabilirim. Ama şimdilik, kahvemi bitirip balkondan martılara bakıyorum.